Altı damla uçucu yağ bir kase sıcak veya soğuk suya damlatılr. İçine bir bez basılır ve tedavi gereken bölgeye bastırılır. Soğuk kompres ile alın, şakak ve enseye uygulanarak baş ağrısı, şişlikler, sıcak kompres ile ise adale ağrısı ve kramplar giderilir.
50 ml saf suya 50 ila 75 damla uçucu limon yağı ilave edilir. Bir sprey şişesinin içine konulan bu karışım çalkalandıktan sonra sıkılırsa kapalı mekanlarda hoş bir koku oluşturur.
100 ml saf suya 20 ila 30 damla uçucu limon yağı damlatılır. Hafifçe çalkalanır. Birkaç gün karanlık ve serin bir yerde bekletilir. Bu suya uçucu yağın suda çözünen bileşikleri geçerek cilt bakımı ve temizliği için harika bir karışım oluşur. Bu karışım ayrıca akne, dermatit ve egzamayı iyileştirmek için kullanılır.
Sağlık ve kozmetik alanında pek çok üründe kullanılan, cilde dinçlik katan, antioksidan deposu olan ve kolesterol seviyesini düşüren üzüm çekirdeği son yılların “doğal sağlık iksiri” oldu.
Üzüm çekirdeğinin bilinen en güçlü etkisinin antioksidan özelliği olduğunu söyleyen araştırmacılar, 25 yaşından sonra vücudun antioksidan üretiminin yavaşladığını belirttiyor. Bu yavaşlamanın yol açtığı hastalıkların önüne geçmek için üzüm çekirdeğini tavsiye eden uzmanlar, üzüm çekirdeğinin zayıflamış kan damarlarını güçlendirip normal sağlığına döndürebilen bir yapıya sahip olduğunun vurguluyor.
Uzmanlar, üzüm kabuğunun ve çekirdeğinin mideye zarar vermeden, sindirimi hızlandırdığını ve bağırsak sisteminin çalışmasını düzenlediğini belirtiyor. Kuru üzümün akciğer hastalıklarına, unutkanlığa, kansızlığa ve baş ağrısına iyi geldiği yapılan araştırmalar ile kanıtlanmış. Konuyla ilgili uzmanlar kansere karşı bol bol taze üzüm yenilmesini önermektedir. Aynı şekilde taze üzümün dizlerdeki kireçlenmeyi önlediği, koruk üzüm (ekşi üzüm) suyunun, kalp rahatsızlıklarına ve ülsere iyi geldiği bilinmektedir. Faydaları bununla bitmeyen üzümün cildi güzelleştirerek, sivilceleri yok ettiği de klinik deneyler ile sabittir.
Üzüm çekirdeği kozmetik alanında krem, şampuan, sabun yapımında kullanılıyor. Türkiye’de üzüm çekirdeği içeren ürün satışını gerçekleştiren kuruluşlar özellikle anti-ageing kremlere kadınların ilgisinin yoğun olduğunu söylüyor.
İlk olarak 1947′de Bordeaux Üniversitesi’nde Emekli Tıp Profesörü Fransız Jack Masquelier tarafından tesadüfen öğrenilen bilgi sonucunda keşfedilen üzüm çekirdeğinden 1950′de ilk damar koruyucu ilaç yapıldığı biliniyor.
Orjinal Adı: Anethum graveolens
Diğer Adları: Durakotu, Tarhanaotu, Tereotu
Bilgi: Maydanozgiller familyasındandır. Akdeniz havzası kökenli, bir ya da ikiyılIık dayanıklı otsu bitki olup ükemizde yaygın olarak yetişir. 60 cm. kadar boylanabilir. Gövdesi yeşil ya da mavi-yeşil renkli, yuvarlak kesitli, içi boş ve bir ana gövdeden dallara ayrılan yapıdadır. Hoş kokulu, iplik gibi ince yapılı ve tüylü olan yeşil ya da mavi-yeşil yaprakları; yaz ortalarında 20 cm. kadar genişlikte şemsiyeye benzer salkımlar oluşturarak açan sarımsı renkli, hoş kokulu minik çiçekleri vardır. Oval biçimli, yassı ve esmer kahverengi küçük tohumları (meyvesi) da hoş kokulu olur. Bitki, tohumlarıyla çoğalır.
Dereotunun tıbbi bakımından en önemli bölümü olan tohumları, bileşiminde karvon: limonen adlı maddeler bulunan % 4 oranındaki uçucu yağ ile ayrıca pektin, reçine ve bazı mineralleri içerir. Bu tohumlar aynen ya da ezilip baharat olarak bazı yemek ve besinlere katılır. Bitkinin yaprakları, çeşni vermesi için, yemek ve salatalara konur.
Tibbi Etkileri ve Kullanımı Besin ve ilaç olarak bedene yararlı nitelikleri ta Eski Mısırlılar zamanından beri bilinen dereotunun tıbbi etkileri ve bunlardan yararlanma yöntemleri şöylece sıralanabilir:
• Sinirleri yatıştırır ve bedeni rahatlatır.
• Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Özellikle küçük çocuklarda gaz söktürücü etkisi önemlidir.
• Sindirimi kolaylaştırır. Karın ağrılarına iyi gelir.
• Mineral yönünden zengin olduğu için tuzsuz rejimlerde yer alır.
• Hıçkırığı kesici etkisi vardır.
• Süt bezlerini uyardığından emzikli annelerde süt gelişini artırır.
• Kusma refleksini bastırır.
Bütün bu etkilerini sağlamak üzere, tohumları iyice olgunlaşmadan önce bitki kesilip çok sıkı olmayan demetler halinde bağlanarak kurutulur. Tohumları iyice olgunlaşıp renkleri esmer kahverengine dönüşünce yere temiz bez ya da kâğıt serilip üzerinde demetler dövülerek tohumlarını dökmesi sağlanır. Bu tohumlardan 1-2 tatlı kaşığı alınarak hafifçe ezilip üzerine 1 bardak kaynar su dökülür ve 10-15 dakika süreyle demlendirilir. Yemeklerden önce bu infüzyondan birer bardak içilir.
• Dereotu nefesin kötü kokusunu temizler. Bunun için tohumları ağızda çiğnenir.

Asparagus - Kuşkonmaz
Kuşkonmaz fide döneminden itibaren çok yoğun ve gelişmiş bir kök yapısına sahiptir. Bir yıllık kuşkonmaz pençeleri dahi sayıları 10-14’ü bulabilen ve enine kesitleri 4-7 mm arasında değişen ve 50 cm toprak derinliğine kadar ulaşan köklere sahiptir. Kuşkonmazda kökler depo kök şeklindedir ve üzerinde az miktarda saçak kök bulunur. Depo görevi gören bu etli kökler zamanla yaşlanır ve ölürler, bunların yerinde yenileri meydana gelir. Bu yeni köklerin toprak yüzeyine yakın kısmında sürgünlerin meydana geldiği taç bulunur. Hasat edilen sürgünler bu taç üzerinden çıkarlar.
Bitki gelecek yıl ilkbaharda meydana getireceği sürgünler için gerekli besin maddeleri depo köklerine biriktirir. Yaşlanan bu kökler zamanla çürüyerek kaybolur. Onların yerine yan taraflardan yeni depo kökler meydana gelir. Bu köklerin taç kısmında da sürgün uçları ve daha sonra ertesi yılda da sürgünler gelişir. Bu şekilde yıllarca devam eden kültür sırasında bitkilerin yerleri değişir. Esasen eski kökler çevrelerine bıraktıkları atıklar nedeniyle orada yeniden kuşkonmaz yetiştirilmesi durumunda yorgunluğa neden olurlar. Bu nedenle kuşkonmazlık bozulduktan sonra toprağın mutlaka dinlendirilmesi gerekir yada başka bir bitki ile münavebe yapılmalıdır. Kuşkonmaz üretiminde bu özellik büyük önem taşır. Kuşkonmazda depo görevi gören köklerin önemli özelliklerinden birisi de üzerlerinde çok tabakalı ve mantarlaşmış bir kabuk dokusu taşımalarıdır. Kuşkonmaz pençelerinin esas yerlerine aktarılmaları esnasında zarar gören depo kökler gelişmezler ve oldukları gibi kalırlar, bunların yerine yenileri gelişir. Kuşkonmaz kökleri toprakla bir sonraki kültür bitkisi için çok yararlı olan önemli miktarda organik madde kalmasını sağlarlar.
Kuşkonmaz gövdesi çok dallanmış yapıdadır. Parlak, sert ve odunsu yapıdaki gövdesi 120-180 cm kadar boy alır. Gövde içindeki boşluk küçüktür. Bitki ilk yılda genellikle tek gövde geliştirdiği halde, daha sonraki yıllarda çok sayıda gövde meydana getirir.
Gövde sonbaharda sararak kurur. Bitki gövdesini her yıl yeniler. Gövdeyi meydana getiren etli yapıdaki sürgünler bitkinin yenen kısmını oluşturur. Gövde toprak altında iken gevrek yapıdadır, kolayca kırılır. Sürgün yaşlandıkça dokularda oluşan selülozik yapı ile dayanıklılık kazanır. Gövde toprak yüzüne çıktıktan sonra da ilk 15-18 cm’lik bir kısmı gevrekliğini korur.
Kuşkonmaz bitkisi çok büyük miktarda ve sayıda küçük, dar, ve iğne şeklinde yapraklar oluşturur. Yapraklar gövdenin yaşlanması ve mevsimin ilerlemesi ile birlikte sararak dökülürler.
Kuşkonmaz iki evcikli bir bitkidir. Ancak tek evcikli bitkilere de rastlanmaktadır. Erkek bitkilere dişi organ, dişi bitkilerde erkek organ dumura uğramıştır. Çiçek altılı yapıdadır. Erkek çiçekler dişi çiçeklerden daha büyüktür ve taç yapraklar dışa doğru kıvrılmış durumdadır. Hafif kavun içi renktedir. Erkek organların çiçekle bağlı bulunduğu yerin orta kısmında dumura uğramış dişi organ bulunur. Kuşkonmaz bitkileri ilk yılda vegatif kalırlar, 2. Yılda bitkilerden bazıları çiçeklenir, 3. Yıldan itibaren bitkilerin tamamı çiçeklenirler. Bitkilerin cinsiyeti kesin olarak 3-6’ıncı yıllar arasında tespit edilebilmektedir. Zira 6-7’inci yıldan sonra bitkilerin çoğu çiçek meydana getirmezler.
Çiçeklenme hasada bağlı olarak bir ay kadar gecikebilir. Ege bölgesinde Mayıs ayında, Marmara’da Haziran ayında Orta Anadolu’da Ağustos ayı başında çiçeklenir.
Buna karşılık dişi çiçekler erkek çiçeklere göre daha küçük (3-5 mm) boydadır. Bazı bitkiler üzerinde seyrek de olsa erselik yapıdaki çiçeklere rastlanır. Bu erselik çiçekler erkek çiçeklerin büyüklüğündedir. Erselik yapıdaki bu çiçeklerde genellikle kendine döllenme hakimdir. İzolasyon mesafesi 500 m’dir.
Kuşkonmaz meyveleri üzümsü bir meyvedir. Başlangıçta küçük bir nohut büyüklüğünde ve yeşil olan meyveler olgunlaşınca kırmızı renk alırlar, daha sonra da yumuşak bir yapı kazanırlar. Tohumlar meyve kabuğu içinde bulunan salça kıvamında bir sıvının içinde yer alırlar. Üç bölmeli meyve 4-6 tohum taşır. Bitkiler en erken 2. Yılda meyve meydana getirirler. Meyve oluşturma 7. Yıldan sonra hızla azalır ve ortadan kalkar.
Kuşkonmaz tohumları siyah renkli, böbrek şeklinde basık, 3-4 mm genişlik, 3-4 mm uzunluk ve 2 mm kadar kalınlığa sahip iriliktedir. Yassı tohumlar yanında yuvarlak bir saçma şeklinde ve iriliktedir. Yassı tohumlar yanında yuvarlak bir saçma şeklinde ve iriliğinde tohumlara da rastlanır. 1gr’da 40-55 adet tohum bulunur. Tohum kabuğu çok kalındır. Çimlenme süresi optimum şartlarda 15, kötü şartlarda ise 30 gün kadardır. 20-30 °C arası sıcaklıkla çimlenme için uygun sıcaklıklardır. Sebze tohumları içinde en geç çimlenen tohumlar arasında yer alır. Tohumlar çimlenme güçlerini 3-6 yıl muhafaza ederler. Kuşkonmaz tohumlar karanlıkta daha iyi çimlenirler. Işık çimlenme yüzdesine olumsuz etki eder. Çimlenme döneminde topraktaki nemin iyi korunması gerekir. Kuşkonmaz tohumlarının yüzeysel ekimi, tohumun geç çimlenmesi nedeniyle tohumun kuruda kalmamasına ve çimlenme yüzdesinin düşmesine neden olur.
Kuşkonmaz iklim istekleri bakımından seçici bir sebze değildir. Afrika’dan Kuzey Avrupa ülkelerine kadar geniş bir coğrafyada başarıyla üretilmektedir. Başarılı bir kuşkonmaz üretimi için hasat döneminin mümkün olduğu kadar az yağışlı veya yağışsız geçmesi gerekir. Zira hasat sırasında yaralanan kısımlar yağışlı havalarda çürüyerek çok sayıda bitki tacının yok olmasına yol açabilmektedir. Bitki tacının toprağın derinliklerinde olması, bitkinin düşük ve yüksek sıcaklıklara dayanmasına ve bitkinin geniş bir coğrafyada yaşamasına imkan verir.
Kuşkonmaz yetiştiriciliğinde en önemli rolü oynayan faktörlerden birisi topraktır. Kuşkonmaz, yer fıstığından başka hemen hiçbir kültür bitkisinin yetişemediği kadar hafif karakterli topraklarda başarıyla yetiştirilir. Bu nitelikteki topraklarda uygulanacak iyi bir gübreleme programı ile yüksek verime ve kaliteli kuşkonmaz üretimine ulaşmak mümkündür. Buna karşılık ağır topraklarda üretim yapmak daima zor ve risklidir. Ağır topraklarda taç çürümesi ve bitki ölümleri önemli ölçüde artar. Kuşkonmazlarda en önemli maliyet unsurlarını toprak işleme, ocakların temizlenmesi ve ürünün hasadı oluşturduğundan ağır topraklarda maliyet katlanarak artar. Ayrıca sürgünlerin şekli bozulur. Kuşkonmaz yetiştiriciliği başka amaçla değerlendirilemeyen kumsal alanların tarıma alınmasını da sağlar. Bu nedenle kuşkonmaz üretiminde toprak özellikleri gözardı edilmeyecek derecede belirleyici rol oynar. 5.0-8.0 pH değerleri arası uygun değerlerdir.
Daha öncede belirtildiği gibi kuşkonmaz tohumundan elde edilen ve pençe olarak adlandırılan fideleri ile üretilir. Zorunlu hallerde pençenin taç kısmını üzerinde 1-2 adet sürgün ucu bulunacak ve saçak kök taşıyacak şekilde birkaç parçaya bölmek suretiyle bitkiyi vegetatif olarak üretmekte mümkündür. Ancak bu yöntem pratikte kullanılmaz.
Kuşkonmaz yetiştirilecek her dekar alan için 50 m²’lik soğuk yastık hazırlanır. Bu yastığa 10×10 cm aralıklarla kare şeklinde ekim yapılır. Ekimin toprağın 2-3 cm derinliğine yapılması gerekir. Yüzeysel yapılan ekimlerde toprak yüzeyi kolayca kuruyacağından çimlenme aksaklıkları görülür. Esasen çok kalın kabuklu olan kuşkonmaz tohumu 3-4 hafta gibi uzunca bir sürede çimlendiğinden toprak neminin bu kadar uzun süre muhafaza edilmesi itina gerektirir. Tohum üzerini örten harcın organik maddelerce zengin olması sağlanarak, nem tutma kapasitesi ve süresi uzatılır. Bu şekilde ekilen tohumlar 3-4 hafta içinde çimlenerek gelişmeye başlarlar. Düzenli sulama ve bakım uygulanarak bitkilerin düzenli gelişmeleri sağlanır. Birinci yılda bitkiler 15-20 cm boy aldıklarında bitkilerin yapraklarına gelmeyecek şekilde sıra aralarına nitrat formunda azot uygulanarak gelişmenin daha iyi olması sağlanır. Aynı yıl içinde kuşkonmaz bitkileri ortalama 30 cm kadar boy alırlar. Kuşkonmaz fideleri sonbaharda hayat devrelerini kapatarak toprak üstünde gövde ve yapraklarını kuruturlar. Kışı bu şekilde geçirirler. İlkbaharda dikim yapılacağı zaman pençeler köklerine zarar vermeden dikkatli bir şekilde sökülürler. Toprak üstünde kurumuş bulunan gövde kesilerek uzaklaştırılır. Taç kısmında en az 5-6 sürgün ucu bulunan pençeler dikim için ideal büyüklüktedir. Pençeler söküldükten sonra hemen dikilmezlerse kuru kum veya torf içinde katlanmalıdır. Rutubetli ortamlarda katlanan fidelerin kökleri yaralanan kısımlarından kolayca çürürler. Pençelerin söküm ve dikime hazırlanması sırasında yaralanmamaları büyükp önem taşır.
Toprak doğal ve yapay gübrelerle gübrelemesi yapılarak 50 cm derinliğinde sürülür ve daha sonra 35-40 cm derinlikte ikinci defa sürülerek dikim gününe kadar bekletilir. Özel pullukları ile 120-140 cm sıra arası mesafe verilerek, mümkünse kuzey-güney istikametinde, 35-40 cm derinliğinde daha sonra dikimin yapılacağı karıklar açılır. Bu özel pulluklar taban genişliği 30-40 cm, derinliği 35 cm olan kenarları sıkıştırılmış bir kanal açarlar. Şekil 8 a’da bu karıkların dikim yapılmadan önceki görünümü şematik olarak verilmiştir. Bu şeklide açılan karıklara dikimden önce, verilecek sıra üzeri mesafelere gelecek şekilde (her pençenin dikileceği yer) önce ½ oranında yanmış ahır gübresi, ½ oranında toprak karışımından oluşan 4-5 cm kalınlığında (bir dolu kürek) harç konur ve kuşkonmaz pençeleri özenli bir şekilde bu harç içine dikilir. Pençelerin üzeri yine bu harç ile 3-5 cm kalınlıkta örtülür. Daha sonra bitkilerin toprakla temasını tamamlamak için su verilir. Havalar yağışlı, toprak tavı iyi ise sulamaya da gerek kalmaz. Dikimde taçların bir üzerinde olacak şekilde (ip çekilerek) dikilmesine dikkat edilir.
Dikim yapılırken ipin bağlanmış olduğu sıra başındaki kazıkların yıllarca dayanacak bir malzemeden yapılmasına özen gösterilir. Zira hasat yılından itibaren bitki sıraları üzerinde oluşturulacak kümbetlerin tam sıranın üzerinde olması gerekir. Aksi taktirde istenilen uzunlukta ve kalitede sürgün hasat etmek mümkün olmaz Dikimle birlikte sıra başlarına çakılan kazıklar kuşkonmazlık bozuluncaya kadar (6-7 yıl) aynı yerde kalacak ve bu kazıklar esas alınarak kümbet oluşturulacaktır.
Dikim yılında sulama, bakım, hastalık ve zararlılarla mücadele işleri dışında herhangi bir işlem yapılmaz.
Dikim yılının sonunda bitkiler 2-3 gövdeli olarak gelişirler. 80-100 cm kadar boy alırlar ve dikim karıkların kenarlarından bir miktar toprak karık içine dökülür. Sonbaharda bitkilerin toprak üstündeki gövdesi kurur. Sonbaharda bu kuruyan kısım toprağın 2-3 cm üzerinden pençeye zarar vermeyecek şekilde makasla kesilir. Makastan başka bir şeyle kesim pençelerin taçlarının zararlanmasına yol açabilir.
İkinci yılın ilkbaharında taçların üstündeki toprak miktarı yanlardan karık içine toprak çekerek arttırılır. Bitki gelişmesi için gerekli olan azotlu gübreler birkaç defada olmak üzere sulamalardan önce, potasyum nitrat şeklinde, fosforlu gübrenin tamamı ise birinci yılın kış döneminde bitki tacının üstüne gelmeyecek şekilde toprağa verilir ve düzenli sulamalarla bitkinin gelişmesi sağlanır. Bitkiler 100-150 cm boy alan birkaç gövdeli bir gelişme gösterirler. Sonbaharda toprak üstü kısımları sarararak kurur. Sonbaharda bu dallar makasla kesilerek alınır. Toprak üstünde kalan bu anızlar bitkinin yerini bilmek açısından gereklidir. Çünkü bitkinin nerede olduğunun bilinmesi yetiştiricilik açısından önemlidir. Böylelikle toprak işleme ve gübreleme işlemleri hata yapılmadan gerçekleştirilir. Toprak işleme esnasında bitki taçlarının yaralanması (özellikle toprak neminin yüksek olduğu dönemde) tacın çürümesine ve bitkinin ölmesine neden olur.
Dikim yılında ve gelişme yılında (2. Yıl) herhangi biri şekilde ürün alınmaz. İkinci yılda meydana gelen sürgünler pazarlanabilir nitelikte olabilir ancak uzunca bir süre kuşkonmazlığın sağlıklı ve yüksek verimli olarak kalabilmesi için hiçbir zaman 2. Yılda hasad yapılmamalıdır.
Kuşkonmazlıklarda hasat 3. Yılda başlar. Bunun için 3. Yılın ilkbaharından itibaren farklı biri işlem uygulanır.
Ege bölgesi için 3. Yılın Mart ayı sonunda, toprak üstünden sonbaharda kesilmiş bulunan gövde kalıntıları dikkate alınarak mevcut toprak bitki üzerinden uzaklaştırılır ve bu kalıntılar tacın 2 cm üzerinden makasla taç zorlanmadan kesilip alınır. Havalar güneşli ise 2-3 gün bu şekilde açık bırakılarak tacın ve bitki çevresinin sıcaklığı arttırılarak bitki uyarılır. Daha sonra dikim esnasında karık başlarına dikilen kazıklar arasında ip çekilerek en üst kısmı bu ipe değecek şekilde ve taçlardan yaklaşık 30-35 cm yükseklikte kümbet oluşturulur. Böylece sıralar arasındaki toprak büyük ölçüde kuşkonmaz bitkilerinin üzerinde toplanmıştır. Bu işlem şekil 8 c’de görülmektedir. Kümbetlerin yapımından sonra, erkencilik sağlamak amacıyla kümbetlerin üzerine hemen toprak üzerinden malçlama olarak naylon örtülür. İlk hasatla birlikte bu örtüler kaldırılır ve hasada devam edilir.
Yeşil kuşkonmaz üretiminde pençelerin dikimi daha yüzeysel (6-10 cm) ve sık olarak (25-40 cm sıra üzeri aralıkla) yapılır ve bitkiler üzerinde herhangi bir şekilde kümbet oluşturulmaz. İlkbaharda aynen beyaz kuşkonmaz üretiminde olduğu gibi ayıklama yapılarak tarlanın düz olacağı şekilde taçların üzeri 6-8 cm’lik toprakla örtülür ve sürgünlerin gelişmeleri beklenir. Sürgünler toprak üstüne çıkıp 25-30 cm boy aldıklarında bıçak kullanılmadan kırılabildiği yerden kırılarak alınırlar. Bu sürgünlerde gelişme gösterecek sürgün veya göz bırakılmaz böylece sürgünün daha sonra gelişmesinin önüne geçilerek bitki yeni sürgünler yapmaya teşvik edilir. Hasat yine beyaz kuşkonmaz üretiminde olduğu gibi 8 hafta sürdürülür ve bitkiler o metottaki uygulamalarla yaz dönemini kapatırlar.
Kuşkonmaz üretimini sınırlayıcı oranda fazla hastalık ve zararlı yoktur. Kuşkonmazlarda zarar yapan kuşkonmaz pası hastalığı kuşkonmazın toprak üzerindeki yeşil kısmında zarar yapar. Hastalık yapraklarda kurşuni lekelerle başlar daha sonra gövde yaprakların erken kurumasına neden olur. Genç plantasyonlarda sık görülür. Yağışlı sıcak havalarda sporlar kolayca yayılarak büyük zararlar yapar. En iyi savaşım bitki artıklarını hastalık sporlarını geliştirmeden kesip almak ve yakmaktır. Dithane ve Manep etkili ilaç uygulamaları yayılmayı önler.
Önemli zararlısı ise kuşkonmaz sineğidir. Nisan ayı içinde görülür. Sineğin dişisi taze sürgünlerde hemen kabuk altına tek tek yumurta bırakır. Yumurtadan çıkan larvalar sürgünde galeriler açar sürgün tekyönde büyür ve eğilir. Zarar gören sürgün daha sonra kurur. Yılda 2-3 generasyon verir. İnsektisitlerle savaşım yapılır. Bulaşık sürgünler kesilip yakılır.
Kuşkonmazlarda taç da zarar yapan hastalıklardan korunmak için, hasat bittikten sonra toprak kümbetleri dağıtılmalı, taca yakın kısımlardaki toprağın güneşlenmesi sağlanmalıdır.
Ege bölgesinde ilkbahardaki iklim şartlarına bağlı olarak ilk hasat Nisan ayı başlarında olur. Kuşkonmaz bitkileri kümbetlerin oluşturulmasından sonra çok yoğun bir şekilde sürgün meydana getirmeye başlarlar. İlk dönemlerde birkaç bitki ile başlayan sürgün meydana getirmeye başlarlar. İlk dönemlerde birkaç bitki ile başlayan sürgün hasadı daha sonra düzenli olarak artar. Kuşkonmazlarda hergün, sabah gün ağardıktan sonra düzenli sürgünler toprağı kabarttığı zaman hasat edilmelidir. Hasat sürgününün toprak yüzüne çıkmasına meydan vermeden gerçekleştirilmelidir. Toprak yüzüne çıkan sürgünlerin uç kısımlarında derhal antosyan oluşur ve sürgün uçları mor renk kazanır. Ancak mor renk oluşturmayan çeşitlerde vardır. Beyaz kuşkonmaz üretiminde bu renk oluşumu istenmez. Renk oluşumu ürünün fiyatını düşürür. Bu nedenle kuşkonmazlarda hasadın çok dikkatli birisi tarafından hergün aynı saatte, sabah erkenden yapılması gerekir. Hasat özel kuşkonmaz bıçağı ile yapılır. Fark edilen sürgününü üstündeki toprak biraz açılır. Ağız kısmı 2.5 cm genişliğinde olan uzun saplı özel bıçakla, uç kısmı toprağı kabartan sürgünün bağlı bulunduğu tacın 2-3 cm üzerindeki dip kısmına dokunulur. Bu sırada sol elle sürgünün ucundan tutulduğunda bıçağın o sürgüne dokunduğu hissedilerek bir defada, bıçak yanlara kaydırılmadan ileri doğru itilir. Böylece kesilen sürgün çekilerek alınır. (Şekil 9)
Hasat edilen sürgünler içi çuvalla kaplanmış ve nemlendirilmiş sepete konarak üzerleri nemli bir bezle örtülür. Böylece sürgünlerin diri olarak saklanması sağlanır. Büyük alanlarda yapılacak üretimde hasadı yapacak kişi sayısının iyi ayarlanması gerekir. Zira başlangıçta sınırlı sayıda olan sürgün oluşumu sıcaklarla birlikte çok hızlı bir şekilde artar. Yeterli hasat elemanı yoksa, hasat her açıdan önemlidir. Hasadı yapan kişinin deneyimli ve dikkatli olması plantasyonun geleceği açısından büyük önem taşır. Hasat sırasında tacın yaralanması yumuşak çürüklükle bitkinin kaybına neden olabilir. Dikkatli olmayan kişi taç üzerinde gelişmekte olan ve daha sonraki günlerde hasat edilecek olan sürgünleri yapacak olan küçük sürgünleri yaralar veya keser. Böylece önemli verim kayıplarına neden olur.
Hasat yönünden kuşkonmazlarda cinsiyet önem taşır. Erkek bitkiler dişi bitkilere göre daha erken sürgün meydana getirirler, daha çok sayıda düzgün şekilde sürgün yaparlar ve de meydana gelen sürgünler daha ince olur. Buna karşılık dişi bitkiler daha geç hasada gelirler. Daha kalın sürgünler oluştururlar ve sürgünlerde şekil bozuklukları görülür. Bu nedenle sadece erkek bitkilerden oluşan plantasyonlar kurulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalar içinde kuşkonmazların vegatatif yollarla çoğaltılması üzerindeki araştırmalar doku kültürlerinin uygulamaya konulması ile yoğunluk kazanmıştır. Doku kültürü yoluyla üretim açısından üzerinde çalışılması oldukça zor olan bu sebzede kallus kültürü yoluyla sürgün ve kök meydana getiren bitkiler elde edilmiş ancak aseptik ortamdan doğal ortama uyumda büyük zorluklarla karşılaşılmıştır.
Hasat edilen kuşkonmazlar kalınlıkları dikkate alınarak 2-3 gruba ayrılırlar ve demetleme tahtası içinde uçları aynı hizada olacak şekilde dizilirler, rayfa ile yerinden bağlanırlar. Daha sonra demetlerin dip kısımları 22 cm’den düzgünce kesilir ve pazara arz edilir.
Kuşkonmaz ½ ve 1 kg’lıl demetler halinde pazarlanırlar. Demetler pazarlanıncaya kadar %70’in üzerinde nem taşıyan soğuk depolarda 6-8 gün süre ile saklanabilirler. Hasat edilen kuşkonmazlarda sınıflama kalınlıklara göre yapılır.
* 1.sınıf 16-26 mm kalınlıkta olanlar
* 2.sınıf 12-16 mm kalınlıkta olanlar
* 3.sınıf 12 mm kalınlıkta olanlar
* 4.sınıf 8 mm kalınlıkta olanlar olarak gruplandırılarak pazara arz edilir.
Hasat dönemi tamamlandıktan sonra bitkiler olduğu gibi gelişmeye bırakılmalı, yaz boyunca düzenli aralıklarla gübrelenerek sulanmalıdır. Bu şekilde gelecek yılın sürgünlerinin oluşmasını sağlayacak besinlerin kuşkonmaz köklerinde depolanması sağlanır. Bundan sonraki yıllarda aynı işlemler düzenli olarak sürdürülmelidir.
Kuşkonmazlarda hasat 8 hafta kadar devam eder. Bu dönemde düzenli sulamalarla birlikte gübrelemeler yapılır. Yabancı otların gelişmesine meydan verilmez. Fiziksel ve kimyasal mücadele yapılır. Bir yetiştirme sezonunda 8 haftalık hasatta dekardan ortalama 350-400 kg pazarlanabilir ürün alınır. Hasat süresinin uzatılması gelecek yılın ürününü önemli derecede olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle hasat süresi, kuşkonmazlığın son yılına kadar en çok 8 hafta olacak şekilde düzenlenmelidir. Plantasyonun son yıllarında ise bu süre 6 haftaya kadar kısaltılmalıdır.
Yaz boyunca gelişmeye bırakılan bitkiler birkaç gövdeli olarak büyürler, 1.5-2 m boy alarak çiçeklenirler. Dişi bitkiler, başlangıçta yeşil daha sonra açık yeşil, olgunlaştıklarında da kırmızı renk alarak yumuşayan üzümsü meyveleri meydana getirirler. Her meyve içinde salça kıvamında bir öz bulunur, tohumlar bu öz içinde yer alırlar.
Tohum üretimi için, meyveler kırmızı renk alıp olgunlaştıklarında bitkilerden ayrılır ve bir kap içindeki suda ovularak tohumların dibe çökmeleri sağlanır. Bu tohumlar yıkanarak güneşte kurutulurlar. Birim alanlardan elde edilecek tohum miktarı dişi bitki sayısına ve tohum alınan plantasyonun yaşına bağlı olarak değişir.
Zambakgiller familyasından; çalı veya yarı çalı halinde odunsu, çoğu sarılıcı, bazı türleri de otsu olan Asya, Afrika ve Akdeniz bölgesinde yetişen bir bitkidir. Yaprakları pul gibi ve almaşık dizilişlidir. Çiçekleri küçüktür. Renkleri yeşilimsi veya beyazdır. Meyveleri üzümsüdür. 150 kadar türü vardır. Tıbbi kuşkonmaz Trakya ve Doğu Anadolu’da yabani olarak yetişir. Çiçekleri sarımsı yeşildir. Meyvesi kırmızıdır. Kök ve rizomlarında şekerler, mannit, koniferin, asparajin A ve C vitaminleri vardır. Hekimlikte toprakta sürünen gövdesi, kökü ve tomurcukları kullanılır. İlkbahar aylarında toplanıp kurutulur.
* Kalp hastalıklarından doğan ödemleri giderir.
* İdrar söktürür.
* İdrar yollarını temizler.
* Sinirleri kuvvetlendirir.
* Kanı temizler.
* Karaciğer ve böbreklerin muntazam çalışmasını sağlar.
* Karaciğer şişliğini indirir.
* Dalak hastalıklarında faydalıdır.
* Zihin yorgunluğunu giderir.
* Sivilce ve egzamanın iyileşmesinde yardımcı olur.
* Kandaki şeker miktarını düşürür.
* El ve ayaklarda görünen şişlikleri indirir.
* Bel soğukluğu böbrek ve mesane iltihabı olanlarla, çok sinirli kimselerin kullanmaması gerekir.
İnsan vücudunda kalsiyumdan sonra en çok bulunan elementtir. Vücut ağırlığının % 1 ini teşkil eder. Bu miktarın % 85 i kemik ve dişlerdedir. Gerek kemiklerde bulunuşu gerekse metabolizması kalsiyum ile yakından ilişkilidir.
Barsaklardan emilimi kalsiyuma göre daha kolaydır ve gıdalarla alınanın % 70 i emilir. Emilimine Kalsiyum, D Vitamini ve Paratiroid Hormon etki eder. Kemiklerden sonra en çok alyuvar denilen kırmızı kan hücrelerinde bulunur. Kan düzeyi 2,5 – 4.5 mg / 100 ml. dir. Kan düzeyi ayarlamaya böbrekler etkilidir. Yiyeceklerde bol olmasına karşın antiasitler, demir, alüminyum ve magnezyum emilimi azaltır. Kafein ise böbreklerden atılımı arttırır. Kemik ve diş dokusunun temel maddesidir. Hücrelerde bulunur ve bazı kimyasal olaylara katılır. Adenozin Tri Fosfat (ATP) denilen vücutta enerji olaylarının baş aktörünün yapı taşıdır. Enerji üretilmesi için yağ ve karbonhidratların yakılmasına etkilidir. Hücrelerin büyüme, bakım ve onarım işlemleri için protein sentezine katılır. Genetik kodu taşıyan DNA ve DNA molekülündeki nükleik asit yapımında rolü vardır. Fosfolipid denilen hücre zarlarının yapısında bulunan yağ moleküllerinin yapısına girer. Sifingolipidler sinirlerdeki iletileri sağlarlar. Fosfoproteinler enzim sistemlerine girerler. Böbrekler aracılığı ile vücudun asit – baz dengesini korur. Adale ve kalp kasılmasına etkilidir. Niasin ve riboflavin vitaminlerinin aktif hale dönüşmesini sağlar.
İştahsızlık, halsizlik, kilo kaybı, huzursuzluk, gerginlik gibi ruhsal yakınmalar, eklem sertliği, kemik ağrıları, kemiklerin kırılganlığı ve duyu kusurları, büyüme yavaşlaması, kemik ve diş gelişimi geriliği gibi raşitizm benzeri belirtiler diş kayıpları, cilt sorunları ve eklem iltihapları ortaya çıkabilir.
Et
balık
süt
peynir
mısır
meyveler
pırasa
piliç
kepek
Kerevizde ağırlıklı olarak A, B, C vitaminleri ve fosfor bulunur. Özellikle kokusundan dolayı pek sevilmeyen, bu bitkiyi kendimizi zorlayarak tüketmemiz gereksede kış aylarında mutlaka tüketmemiz gerekmektedir. Fransız halkı arasında kereviz için şöyle bir tabir vardır;
“Eğer insanlar kerevizin faydalarını bilseler Roma’ dan Paris’ e kadar yollara düşüp her yerde didik didik kereviz ararlardı.”
Hekimlerin atası Hipokrat bile hastalarına;
” Altüst olmuş sinirleriniz için kereviz yiyin” diyordu.
Şair Homeros bile “İlyada” destanında Achille karakterinden bahsederken kerevizi sık sık saçlarına sürdüğünü ve saçlarının gürlüğünü bu kereviz bitkisine borçlu olduğunu vurgulamıştır.
Kerevizin Bilindik Başlıca Yararları
- Gut hastalığının iyileşmesini kolaylaştırır.
- Sinirleri yatıştırır.
- Mideyi rahatlatır.
- Kanı zehirli atıklardan temizler.
- Cinsel istekliliği ve cinsel gücü arttırır.
- Tok tutar.
- Saçları canlandırır.
- Diyet sırasında organizmayı madensel tuzlar ve vitaminler yönünden destekleyerek ayakta ve diri tutar.
Halk arasında genellikle kerevizin yeşil yaprak kısımları atılarak sadece yumru kısmı kullanılmaktadır. Oysa kereviz yeşil yapraklarıyla birlikte satın alınmalı ve yapraklarıda kullanılmalıdır. Kerevizin yaprakları sanıldığının aksine yumrusundan daha fazla mineral ve vitamin içermektedir. O yeşil kısımları atarak bu nadide bitkiden elde edeceğimiz faydayı azaltmayalım.
Satın alırken daha ziyede küçük ve orta boylularına yönelelim ve bitkinin pörsümemiş diri olmasına özen gösterelim. Zira bitki ne kadar beklerse besin değerini o ölçüde kaybedecektir. Bu tür yumrulu bitkilerde olduğu gibi kerevizinde toprak içinde olduğundan kullanmadan önce çok iyi yıkanarak toprağından iyi arındırmamız gerekmektedir. Çok yakında sizlere sofralarınızı süsleyebileceğiniz kerevizli tarifler vereceğim.
Sağlıkla ve sağlıcakla kalın..
Bağırsak ve midenizdeki gazları giderir.
Mide bulantısına son verir.
Hazım sisteminin düzenli bir şekilde çalışmasına yardımcı olur.
Göğsü yumuşatır.
Astım hastaları için kullanılır/yararlıdır.
Adaçayı kan dolaşımını hızlandırmaya yardımcı olur.
Cildin elastikiyetinin artmasında ve hücre yenilenmesinde büyük payı vardır.
Sivilce Tedavisindede kullanılabilir.
Enginarın toprak üstünde bulunan organları bir yıllık, toprağın altında bulunan bölüm (kök kısmı) ise çok yıllıktır. Bulunduğu bölgede (yerde) 9-10 yıl boyunca durabilir ve ürün verebilir. Sofralarımızı süsleyen bu bitkinin besin değeri çok yüksektir. Bir çok sebzeden fazla karbonhidrat ve protein içerir. İçerisinde A, D, D2, B6 ve C vitaminleri bulundurur.
Bildiğiniz gibi Enginar Cynarin içerir ve bu sayede safra kesesi ve karaciğerde biriken nikotin, yağ ve alkolün dışarı atımında büyük rol oynar. Ayrıca vücuttaki kolesterol ile amonyak seviyesini azaltır.
İçerisinde bolca A ve B vitamini içerdiğinden dolayı atardamar kireçlenmesini engellemekte ve Safra kesesi rahatsızlıklarını gidermektedir. Bunların dışında; Ateş düşürücü, vücut kuvvetlendirici ve iştah açıcı özelliğide vardır. Cinsel gücü arttırmasıda bilinen özelliklerindendir. Romatizma, sarılık, ishal hastalıklarına ve sinirlere de iyi gelir.
Ilık iklimde yetiştirilen tür sebzedir. -5 ve -6 Derecedeki sıcaklıklar toprağın üstünde bulunan bölümü tamamen ve kısmen donar. Kuru ve sıcak havalar ise başlarının açılmasına etki eder ve bu yüzden yeme kalitesini düşürür. Enginardan en iyi verim alınabilecek hava ise bulutlu ve serin devrelerdir.
Kantaron Otu; A ve C vitaminlerinin yanı sıra çeşitli mineraller bakımından da zengin bir bitkidir. Kırmızı, Mavi ve sarı renklerde çiçek açan bu ot daha çok ılıman iklimlerde yetiştirilir. Sarı kantaronun bir özelliği daha çok sinirsel rahatsızlıklara iyi gelir, kırmızı ise sindirim sistemi ve mide rahatsızlıklarına iyi gelmektedir.
Kantaron otuyla yapılan çay vücudun kuvvetini arttırır. Hastalıklarda ise nekahat dönemini kısaltır. Yaraların iyileşme dönemini kısaltır. Hazım kolaylığı için kullanılır, iştah açar ve mide ağrılarını hafifletmeye yardımcı olur. İsale iyi gelir, ateş düşürücü özelliği vardır ve astım hastalığında faydalıdır. Mide ülseri, damar sertliği ve akciğer rahatsızlıklarında faydası görülmüştür. Balgam sökücü özelliği bulunan bu bitkinin; uykusuzluk, korku ve gerginlikte, Sinirsel altını ıslatmalarda da yararı vardır.
Kadınlar için ise; Menopoz şikayetlerini ve adet sancılarını azaltır ve Depresyona iyi gelir.
Bu bitkilerin genellik kök bölümü kullanılır. Kantaronun zeytinyağında bekletilmesi ile elde edilen Kantaron Yağı da özellikle romatizma, siyatik ağrıları ile bel ve sırt ağrıları için masajla birlikte kullanılır. Ayrıca ortaya çıkan bu yağ yanıklara da faydalıdır.
Uyarı: Kantaronu hamilelikte kullanmak tavsiye etmiyoruz ve ayrıca her durumda aşırı kullanımdan kaçınmalıdır.